Bu bir alıntı değil, esinti yazısıdır yaşamımdan, yaşama dair..
Belki çok basit, belki can yakıcı..
Belki, belki ben çok duygusalım yada insanlar çok acıtıcı..
Ama sonu hep aynı duygu yıkımı..
İnsanız işte, her duygu bizler için elbette ama,
Kimi vardır fazla gülmez,
Kimi vardır fazla ciddi,
Kimi gamsız kimi ruhsuz..
Kimi şuursuz!
Ama herkesin sanıyorum ki bir ortak noktası var,
O da güven duyma isteği, insanlara, insanca bağlanma isteği..
Bu belki bir dine, belki bir insana, belki bir aşka yada bir nesneye, bambaşka..
Tek ortak olanı insana güven duyma isteğimiz belkide..
Sanıyorum öyle..
Tanıdık, arkadaş, dost gibi sıfatlandırdığımız insanlara,
Çeşitli şekil ve konularda bir şekilde güven duyarız ya hani..,
Hani bazen çok, bazen az, bazen körü körüne, bazen tutku halinde..
Ama ortaktır işte,
Kırıldığımızda yüreğimizi yakar bir kere..
Belki, adı dost ya, dosttan öte yerinde,
Belki kardeşten beri,
Bazen aile gibi,
Bazen güleç anların kahkaha sebebi,
Bazen de ağlamak için sıcak yüreğiniz..
Hani sırlarınızın kasasıdır o..
Siz açmadıkça açılmayan,en derin yaralarınızın koruyucusu,
En kıymetli anılarınızın kişisi..
Uykusuz gecelerde beraber sabahlanan,
Ağladığınızda sizinle ağlayan,
Güldüğünüzde kahkahanızı katlayan,
Hastalanınca ilacınız,
Yeri gelince anne babanız..
Ama insanız işte, malesef insanız..
Tüm duygular bizim için, bize ait..
Kimi gamsız, kimi acımasız,
Kimi cesur, kimi şuursuz!
Kimi bir maske takıyor, o maskeymiş gibi yaşıyor,
Kimi açıyor içini, herşeyini döküyor..
Kimi sarışın, kimi esmer,
Kimi uzun, kimi kısa,
Kimi şişman, kimi sıska..
İş bu ya, hepsi başka başka..
....
'Devir değişti aşklar da değişti' deniyor ya,
Bende diyorum ki ;
Devir değişti,çelişti dostlar,
Bitti paylaşımlar,
Şimdi herkes herkesin kuyusunu kazar!
Yazık ki bu kozmopolit dünya,
İnsanları, içine soktuğu bu çeşitli duyguları karman çorman edip anlamsızlaştırdı herşeyi..
Yobazlaştırdı belki de bizlerdeki güvenme isteğini..
Ama ben, bugün bile, belki saf ve salakça ama,
İnanıyorum hala dostluklara,
Belki yıkılıyorum ara sıra,
Ama sonra kalkıyorum ayağa,
Bakıyorum sonraki durağa,
Bir diğerini alıyorum hayatıma,
Çiziyorum bir yön,
Koyuluyorum yoluma..
Sonra yine, yeni, yeniden yıkılıyorum belki, yada sarılıyorum belki..
Ama nolursa olsun cebimde biriktiriyorum tüm herşeyi,
Yeri geliyo toz gibi savuruyorum havaya,
Yeri geliyo koyuyorum bir kumbaraya,
Lazım olunca çıkarıp ekliyorum hayatıma..
Evet evet,
Hani o yolda bıraktıklarım var ya,
Birer 'çürük elma'..
İçi kurtlu büzüşük
Küçücük dünyalarında birer çürümüş elma..
Diyorum onlara;
''Sen bana bakma,
Ben sensiz daha mutluyum hayatımda,
Hadi sana geçmiş ola,
Şimdi hayıflan dur, ne fayda..?''
Dostmuş, peh..
Sen önce insan ol diyorum..
Sana güvendim, olmadı git diyorum..
Sen beynimi değil yüreğimi yıktın diyorum,
Ağzınla kuş tutsan nafile diyorum,
Anlatamıyorum..
Dost..
Öyle kolay oluşmayan bir hissetmece,
Belki bir gün, belki bir ay, belki de sene, yada senelerce..
Ama nasıl ki bir binayı yapmak ne zorsa yıkmak öyle kolaydır ya,
Dostluklar da öyledir bence..
Kırdınız mı bir kere tekrar yapamazsınız aynısını yerine..
Dost..
Tek heceli dört harfli o kelime,
Kimine göre bir hece,
Kimine eğlence,
Kimi bağımlı,
Kimine göre işkence..
Dost..
Üç sessiz, bir sesli harfli kelime...
Kimi bu kelime de figüran,
Kimi karakter,
Kimi için sadece izlence..
Özetle diyebilirim ki;
'Dostluk' adı altında insanların,
Kimi güvenilir, kimi kaypak,
Kimi dürüst, kimi alçak...